SERKAN SIDAL YAZDI: BİZ BU HALE NASIL GELDİK?

 

 

 

 

 

Geçenlerde inşaat mühendisi Muhammet Raşit Zorlu kardeşimle oturuyoruz. Bana dönüp dedi ki, “Abi bir ülkenin uygarlık düzeyi, kaldırım yüksekliği ile ters orantılıdır. Yani kaldırım ne kadar az yüksekse yoldan, ülke o kadar uygardır”. O da betonerme hocası Prof.Dr. Mahmut Turan söylemiş.

 

Düşündüm haklıydı mühendis. Çünkü kentlerin sokaklarında sadece normal insanlar değil; yaşlılar, çocuklar, bebekler, engelliler de dolaşıyor. Her yerine iniş çıkış rampası yapacağına, yap kaldırımları alçak rahat rahat kullansınlar de mi?

 

Sonra bizim kentin kaldırımlarına baktık. Kaldırımlar alçak, alçak olmasına da her yere dubalar konmuş, çeşit çeşit dubalar. Çoğu yerde de sökülmüş, kırılmış. Niye konmuş bu dubalar, arabalar park etmesin diye.

 

En eski ve köklü uygarlıklar bizde de mi? Dünya’ya birçok yeniliği öğreten bizim atalarımız. Medeniyetlerimiz dillere destan.

 

Peki bu halimiz ne böyle? Biz bu hale nasıl geldik? Neden geldik?

 

Kaldırımların kısalığını geçtim, bu kentte insanlar park etmesinler diye konulan dubaların vidalarından söküp sonra da arabalarını park ediyor. Alınan önlem bile durdurmuyor bazılarını.

 

Ciddi bir kural tanımazlık var. Kazaların yarısı kırmızı ışıkta durmamaktan çıkıyor, diğer yarısı da hız sınırlarınıza uymamaktan. Bütün bunlar uygarlığımızın yerle bir olduğuna işaret aslında.

 

Değirmendere’de yaşanan bir hatalı park olayının haberini yaptık. Görenleriniz vardır. Aslında o fotoğraf her şeyi çok net anlatıyor. Yalı Evlerinin hemen yanındaki cadde de yaşanmış, yaşanmaya da sürekli devam ediyor.

 

Kaldırım yapılmış. Oldukça da kısa. Dubada konmamış. Baştan aşağı arabalar park etmiş. Yayaya yürüyecek yer bırakılmamış.

 

İşte uygarlık seviyemiz. Duba koymazsan park ederler. Ceza kesmezsen de hatayı sürekli hale getirirler. Umurlarında bile olmaz, engelli geçer mi, yaya nereden yürür. Düşünmezler. Kim bunlar biziz biz. İçimizdeki insanlar.

 

Sonra da inanın sosyal medyada o fotoğrafı gördüler mi de kendileri bile eleştirir, dün oraya araba park ettiği umurunda bile olmaz. Doğruyu biliriz ama iş uygulamaya gelince uymayız.

 

Sonra ceza kesen yok mu diye ortalığa bağırır dururuz?

 

Mesele ceza kesmek değil beyler, kurallara uymamak, medeniyetsizleşmek! Bencilleşmek! İnsanlıktan nasibini almamak!

 

İstediğin kadar ceza kes, orada yapmaz, gider başka yerde yapar. Kaldı ki, kurallara uymak için illa caydırıcı bir şeylerin mi olması gerekiyor, insana uygun şekilde davranmak yetmiyor mu?

 

Almanya’da Türkler neden kurallara uyup, Türkiye’ye geldiğinde uymuyor?

 

Bakın bu ülkede insanlar yayayken şoföre, şoförken de yayaya kızıyor. Yani kendi nasıl işine gelirse öyle davranıyor. Ceza yediler mi de Emniyet Müdürünü arayacak torpil peşinde bile koşuyorlar.

 

Hep tekrarladığım bir cümle ile yazıyı noktalamak istiyorum. Önce aynaya bakın sonra insanları eleştirin. Herkes yaptıkları hataların farkına varırsa sorun da ortadan kalkmış olur.

 

Sonuçta kural tanımayanlar içimizde, bizimle birlikte yaşıyor.

 

Biz çok geniş bir uygarlığa sahibiz. Titreyip, kendimize gelmeliyiz. Bir şekilde benliğimizi kaybetmişiz, kaybettirilmişiz. Her şeyimiz lafta. Konuşuyoruz ama sadece konuşuyoruz. Artık kendimize gelmeliyiz ve uygarlığımızı 3 bin yıllık tarihimizi hatırlamalıyız. Bu her şey için yeterli olacaktır.

 

 

 

 

 

Yorumlar: 0

Mail adresiniz gösterilmeyecek. Zorunlu aranlar (*)

+ 73 = 79