USD Alış Satış l EURO Alış Satış

ANASAYFA > MEDENİYET VE ŞEHİR 

12.10.2017 Perşembe - 11:11

İnsan  medeniyetl temsil eder, Medeniyet insanla başlamıştır. Kaynağı vahiydir. Vahiy birey ve toplumda düşünmeyi, akletmeyi, üretmeyi, erdemli olmayı öğütler.  Bu değerler bireylerle birlikte yaşatılarak medeniyeti şekillendirir.   Arapçada medeniyet (medeniyye) şehir (site) anlamına gelen ‘medine’ kelimesinden türetilmiş bir sözcüktür. Medine’nin anlamı ise “belli bir gaye ile bir şehirde toplanmış olan kimselerin meydana getirdiği topluluk”tur. Medeniyet’in eş anlamlısı da ‘hadra’ kelimesidir; bu kelime bedeviyyetin zıddı için kullanılır. Bedevi: çölde göçebe hayatı yaşayan kimse denir.

 

Medeniyetin şekillenmesi başka insanların varlığını zorunlu kılar. Başka insanlar olmadan, insan tek başına iyiliği, hayrı, bu değerleri nasıl fiiliyata geçirebilir? Hâsılı insan cemiyet içinde yaşamak zorundadır. Cemiyetlerin kemalata ulaşması ise ancak medinede (şehirde) bir arada yaşamakla mümkündür. Medinede yaşayan toplumlar nihayetinde medeniyeti inşa ettiler. Ancak her toplum ve cemiyet medeniyet kuramaz. Medeniyet inşa eden toplumların kadim köklerinin bulunması gereklidir. Bu kökler vahiyle başlamıştır.

 

Fakat erdemli medeniyet kuran toplumlar, tevhit kök ve damarına dayanan insan gruplarından teşekkül etmektedirler. İşte bu erdemli medeniyetlerin en sonuncusu, medeniyetler medeniyeti olan İslam medeniyetidir.

 

İslam medeniyetinin en küçük birimi ve aynı zamanda temeli ise ‘medine’dir.

 

Şehir toplumun o devrin hem fiziki hemde manevi kimliğidir. İslam şehirleri Mekke örnek alınarak kurulmuşlardır. Mekke’ye baktığınızda şehrin, mabedin yani Kâbe’nin etrafında ışınsal bir daire şeklinde, içerden dışa doğru yayıldığını görürsünüz. Dairevi olarak kendini gösteren bu yapı diğer şehirlerin tamamında karşımıza çıkar. Bu ışınsal daire, aynı zamanda bir dönüşü ifade etmektedir. Bir merkezin etrafında dönercesine bir vecd içerisinde cereyan eden bu dönüş; metaf alanında hacıların Kâbe’nin etrafında dönüşünü simgeler. Yine bu döngü İslam şehirlerinin ana mihverinin uhrevi olan olduğunu, dünyevi olanın ise bunun dışında; ama ona bağlı bir şekilde bir ibadet şuuru ile hareket etmesi gerektiğini ifade eder. İslam şehri, madde ile mananın bir ahenk içerisinde hareket ettiği bir alan olmasının yanı sıra bu ahenk içerisinde bir dengeyi de gözetir. Nitekim bu kabil kentlerde maddeyi temsil eden sivil mimari mütevazılığından, manayı temsil eden dinî mimariden yüksek olmadı. Hatta klasik dönemde sivil mimarinin dinî mimariden daha yüksek olmasına dinen sakıncalı nazarıyla bakılırdı. Bundan dolayı saraylarla camilerin oranı kabil-i kıyas değildir. Eğer bu şehirler ubudiyet bilinci içerisinde tek ilah ve tek Rab olan Allah’ın azameti karşısında boyun eğmiş ve ona yönelmiş; bende olduğunun bilinci ile bu döngüsel devrana iştirak etmişlerse bu kentlere İslami kentler denilir.

 

İslam nokta nazarından bakıldığında mekân ile insan arasındaki ilişki: insan mekânı üretirken diğer taraftan mekân insanı şekillendirir. İslam şehrinin kimliğini; onların Müslüman mimarlar tarafından kurulmuş olmaları ve orada kendine Müslüman diyen insanların yaşıyor olmaları belirlemez. İslam şehirlerinin kimliğini bu şehirlerin ve orada meskûn bulunan insanların Allah’ın azameti karşısında kendilerini nerede konumlandırdıklarıdır. Öyleyse şehirlerin kimliği, Allah’ın azametini itiraf etmiş ve bunu bir yaşam biçimi hâline getirmiş bireylerin aynı zamanda bu anlayışlarını mekâna yansıtmasıyla oluşur. Mesela örnek vermek gerekirse: Mostar Köprüsü her iki tarafında iki kule bulunan ve toplam yüz on dört büyük taştan yapılmıştı. Rivayetlere göre bu yüz on dört taş Kur’an’ın yüz on dört suresini; iki kule ise muavvizeteyni temsil ediyordu. İşte İslam şehirlerine rengini, desenini, özünü veren bu anlayıştır. Bu anlayış şehirlerimize bir taraftan kimlik katarken diğer taraftan ruh katıyordu. İslam’ın zirve mekânı: Yani şehir Medine, İslam’ın zirve mekânıdır. İslam dini tam olarak ancak şehirde yani medinede yaşanabilir.

 

Nitekim din, hiçbir zaman devletin ilerlemesine ve medeniyetin gelişmesine mani olmamış, bilakis tetikleyicisi olmuştur. İlmin aydınlatan ışığı, Bağdat, Şam, Taşkent, Semerkant, Buhara, İstanbul, Kahire, Kurtuba ve Gırnata’daki camilerin duvarlarını aşarak tüm dünyaya ulaşmıştır. Çoğulculuğun ve bir arada yaşamanın nadide örneklerini sunan İslam medeniyeti, fethettiği coğrafyalarda yaşayan insanların din ve inançlarına müdahale etmediği gibi, onların ibadetlerini yapabilmeleri için gerekli olan ortamı onlara sağlamış ve bu ortamın sürekliliğini teminat altına almıştır.

 

Şehir toplumun o devrin hem fiziki hemde manevi kimliğidir

 

Paylaş

YORUMLAR

Toplam 0 yorum bulunmaktadır.





kadky escort kartal escort mraniye escort escort ankara ankara rus escort ataky escort beylikdz escort bayan izmit escort avclar escort bayan ankara escort bayan